“ Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
Hamt, Alemlerin Rabbi Allah’a, salât ve selâm Efendimiz Hazreti Muhammed’e, onun Âl-i Âbası, Ehl-i Beyti ve Ashabı üzerine olsun.
***
Bugün İslam'ın kıblesi Kabe içinde dünyaya gelme şerefine eren tek insan İmam Ali b.Ebu Talib (a.s) ‘ın dünyaya teşrif buyurduğu gündür.
***
Hz. Ali (a.s) Değerli babası, Ebu Talib (a.s.), annesi ise Esed kızı Fatıma (a.s.) dır.
Zeyd ve Haydar da onun diğer mübarek isimlerindendir.
İki meşhur künyesi de Ebu’l Hasan ve Ebu Turab’dır.
Hiç kimsenin ortak olmadığı kendisine has lakabı ise “Emiru’l- Muminin”dir; Murtaza, Hadi, Sıddık, Faruk, Veli, Şahid...de onun yüzlerce lakaplarından sadece bir kaç tanesidir
İmam Ali (a.s.)'ın doğduğu yer;
İmam Ali bin Ebu Talib'in (a.s.) doğumu, yaklaşık 600 yılında, yani Hz. Muhammed'in (sav) hicretinden 23 yıl önce, Receb ayının 13'ünde (Fil Yılı'nın 30. günü) Mekke'deki Kâbe'nin içinde eşsiz koşullar altında gerçekleşmiştir.
İmam Ali'nin (a.s.) doğumu sırasında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) yaklaşık 30 yaşındaydı.
Bu olay eşsiz kabul edilir çünkü daha önce hiç kimse bu kutsal mekânda doğmamıştır.
İmam Ali bin Ebu Talib'in (a.s.) hamile annesi Fatıma bint Esad, Kâbe'nin dışında namaz kılarken aniden doğum sancıları başladı ve Allah'a (celle celaluhu) şöyle dua etti:
"-Ey Allah'ım! Sana, gönderdiğin elçilere ve kitaplara inanıyorum. Dedem İbrahim Peygamber'in bu eski evi (Kâbe'yi) inşa eden sözlerine inanıyorum. Bu evin kurucusu ve karnımdaki çocuk hürmetine, doğumumu kolaylaştırmanı niyaz ediyorum."
Tam o sırada mabedin duvarı mucizevi bir şekilde açıldı. İçeri adımını attığı anda duvar arkasından kapandı. Kısa bir süre sonra da bebeğini dünyaya getirdi. (1)
***
Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v.) O'nun hakkında bizlere;
“Ben kimin mevlâsıysam, Ali de onun Mevlâ-sıdır. Allah’ım! Onu seveni sev ve ona düşman olana düşman ol.” (2)
“Ey Ali! Sen bana oranla, Harun’un Musa’ya olan mesabesindesin. Ancak benden sonra peygamber yoktur.” (3)
“Ben ilmin/ hikmetin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlim isteyen kimse bu kapıdan gelsin” (4)
“Ey Ali, tevhidi muhafaza et, çünkü o benim sermayemdir.
Amele sarıl, çünkü o benim mesleğimdir.
Namazı dosdoğru kıl, çünkü o benim gözümün nurudur.
Allah’ı zikret, çünkü o benim kalp gözümdür.
İlmi kullan, çünkü o benim mirasımdır.” (5)
diye buyurduğu İmam Ali b.Ebu Talib (a.s)’ı Kendi dilinden dinleyelim..
***
''Ben Ali bin Ebu Talib
“Ben övünmeğe lâyık bir insanım ki yedi göğün sahibi olan Allah Teâlâ beni koruyup çeşitli nimetlerini vermiştir:”
“Rasûlullâh (s.a.v.) benim kardeşimdir, onunla sihri akrabalığım vardır.
Benim amcamın oğludur.
Allah’ın salât ve selâmı onun üzerinde olsun.”
“Ben Aliyyim, künyem de iki torunun babası olan, ‘Ebû’s-sıbteyn’dir. (6)
Korku ve hayret günü olan savaşta düşmana galip gelme kudretine sahibim.”
“Ben, haseb ve neseb bakımından peygamberin kardeşiyim, ikimiz de amca çocuklarıyız.
Onunla beraber bulunmuş, onun hüsn-i nazarıyla terbiye görmüşüm.
Torunları benim çocuklarımdır.”
“Benim ceddim ve Rasûlullâh (s.a.v.)' in ceddi birdir, ikimiz de aynı soydanız.
Fatıma da benim zevcemdir.
Benim hiç bir sözümde yalan yoktur.”
“Çocukluk günlerimden başlayarak beni yükselten, ayaklandıran, yeme ve içmeme yardım ederek beni eğiten, o büyük Peygamber'dir.”
“Onun dedesi benim de dedemdir.
Babam da amcasıdır.
Soy ve sopumuz bir olduğu gibi benim hanımım onun kızıdır.”
“Kardeşlik kurduğu zamanlarda herkesin huzurun da bana duâ ederek ve benim iyiliklerime değinerek övgülerini belirttiler.”
“Ey seçkin Peygamber! Seni nefsimle korurum.
Çünkü Senin vasıtanla Cenâb-ı Hakk, bizim üzerimizden cehâlet karanlığını kaldırdı.”
“Canım bu tende oldukça sana ruhum ve canım fedâ olsun.
Canın ne kıymeti vardır ki ben de o köke mensup biriyim.”
“Yardımcıların en hayırlısı olan Allah, benden nusret ve yardımını eksiltmez.
Çünkü onun birliğine şükreden bir kalp ile iman etmişimdir.”
“Allah’a şükürler olsun ki çocukluğumdan beri kalbim sabit ve mutmain olup İslâm’a bağlanmıştır.”
“Ben o peygamberin getirmiş olduğu bütün sözlere inandım.
Çünkü O merhamet ve bağışlaması sonsuz olan Allah Teâlâ tarafından gönderilmiştir.”
“Arap olan ve olmayanlar arasında ben İslâm’a girenlerin öncüsüyüm.
İlk İslâm’a girenler içinde özel bir yerim vardır.”
“Benim yakınım, insanları Hak dine davet eden Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemdir.
“Üstünlük söz konusu edilirse Peygambere yakınlık bana verilmiştir.
Dudaklarıyla bana zahirî ve bâtınî ilimleri öğretti.Ben, dinde fakih oldum.”
“Savaş meydanlarında benim gibi cesur ve kahraman bir kimse yoktur.
Çocuk olarak İslâm’a giriş, önce bana nasib oldu.”
“Benîm diğer insanlara üstünlüklerimden biri de Fatıma ile evli ve ondan doğan çocukların babası olmamdır.
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem kendi kızını benimle evlendirdi. Böylece şeref buldum.
“İnsanların hayran oldukları ve başlarının kesildiği Bedir savaşında önemli bir yerim vardır.
Onu izleyen Uhud ve Huneyn Savaşlarında da yararlık gösterdim. Bunlar benim için övünç kaynağıdır.”
“Müslümanların sancağı bana teslim edilmiştir.
(Hendek Savaşı’nda) Müşriklerin ileri ¡gelenlerin den Âmr’i öldürdüm. Buna herkes hayret eder.”
“Savaş kızışmaya başladığı zaman Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem beni öne sürerdi.
Rasûlullâh bana seslendikçe fazlasını yerine getiririm, derdim.”
“Düşmanların ruhlarıyla dolu olan bardaktan içerim. Bu bana bir lutuf ve İlâhî armağandır. Dünya da benim benzerim yoktur.”
“Kahramanları Kahrederim, hiç kimseden ve dünyevî hiç bir şeyden korkum yoktur.”
“Her işte can ü gönülden hizmet etmek isteyen Haydar’ım.
Ben, oyalanmam, bos ve anlamsız şeyler peşinde koşmam.”
“Benim fazilet ve yüksekliğe değer özelliklerimi kim inkâr edebilir?
Ben Aliyim. Cenâb-ı Hakk’a boyun eğerek itaat etmişim.”
“Mermerden imal edilmiş bir taşa yağmur ve su hiç etki edebilir mi? Kuvvet ve galebeye, arzu ve istekle erişilebilir mi?”
“İnsanlar bildiler ki benim İslâm’daki payım diğer kimselerin paylarından daha fazladır.”
“Ben kendisine ümit bağlanmış Aliyyim.
Ölüme hazırlık yapmış ve zimmetimde olan görevi ifâ ediyorum.”
“İnsanların en hayırlısı ve kerem sahibi olan bir peygambere yardım ediyorum.
O peygamber ki doğrulukla ün kazanmış ve merhameti herkesçe bilinmektedir.”
“Ben güçleneli henüz (hicretten ) bir iki yıl geçti.
Pek tecrübeli değilim fakat savaşı deneyenler ve güngörmüş olanlar benim kuvvetli olduğumu bilirler.”
“Yürekli ve cesur bir insanım ki cin taifesine mensup kişiler gibi savaşı her türlü sanat ve fenle icra ederim.”
***
“Silahım ve kalkanım beraberimdedir, Benim kılıcım her türlü kin ve öfkeye kapılmış olanları ortadan kaldırır, onları ber-taraf eder.”
“Kılıcımla bütün düşmanlarımı kendimden uzaklaştırırım. Annem beni bu iş için doğurmuştur.
Ben dünyaya savaş için gelmişim.”
“Sağ elimde Zülfikar’ım vardır. Sol elimde de ana damarları kesen kılıcım bulunmaktadır.”
“Dövüş ve kavga etmek isteyenler beri gelsin. Bana yakın olanın emri üzerine onların boynunu vururum.”
“Onun düşmanlarından intikam almakla göğsüm rahatlık bulur ki, O Allah’ ın dinini yaymak ve hakkı tebliğ etmek için uğraştı.”
“Bugün dinimi yaymak ve özelliklerimi ortaya koymak için çalışırım.
Sağ elime kılıcımı almışım. Savaş esnasında şânımı beyânı ederim.”
“Arslan, arslan üzerine keskin ve parlak kılıçlarla saldırıyor. Yemeni kılıç benim sağ elimdedir.”
“Hamle ve saldırıya geç, sana oklar etki edemez. Ölümden korunmak için elinde kalkanın vardır.”
“Ben, bütün Kureyş kabilesinin önderiyim.
Katan dağı gibiyim, galip gelen ve kaşlarını çatan bir arslanım.”
“Yemen’in ileri gelenleriyle Necid ve Aden halkı benden razı olmuşlardır.
Ben, Hasan ve Hüseyin’in babasıyım.” “Savaşta Hasan’ın babasından sakınınız. Ona iliş meyiniz ki size zarar ve ziyanı dokunmasın.”
“Benim hilm ve yumuşaklık atım daima gemlenmiştir.
Bunun yanında kızgınlık atım da eğerlenmiş vaziyettedir”
“İçi doğru olana karşı gayet doğru hareket ederim.
Eğri olan insanlara karşı ben de eğri davranırım.”
“Nice kerem sâhibi ve kahraman insanlar vardır ki Hint demirinden yapılmış kılıçlarla din düşmanları üzerine yürürler.”
“Birçok insanlar takvâ ve zühd elbisesinden soyunmadılar.
İslâmiyet yolunda yürümeğe devam ettiler.
Birçokları da Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla kuvvet buldular.”
“Çağdaşlarımızın ne şekilde yok olup gittiklerini gözlerimizle gördük.
Yaptıkları iş veya söyledikleri sözleri nakletmek gerektiğinde, falan kes şöyle idi, diye söze başlanır, hâtıraları yâd edilir.
Birgün sıra bize de gelecektir.” “Ya İslâm’ın zafer bulması için mücâdele verin veya bu uğurda şehit olun.
Çoktandır ki ben fermanı yerine getirmekte ihmalkâr davrandım.”
“Beni istediniz, ben de davetinize icabet ederek geldim. Fakat bu konuda ancak ölüleri dirilten Cenâb-ı Hakk’ın takdiri câri olur.” “Açtığım gizli sırların korunacağından hiç bir zaman emin olmadım.
Kötü olan bir işe el uzatmadım ve böyle bir şeyi aklıma bile getirmedim.”
“Bir kere evet deyip söz verdiğimi ve bu sözümü yerine getirmediğimi hatırlamıyorum.
Mal ve çocuklarımın yokluğu pahâsına da olsa hiç bir zaman cimrilik yapmadım.”
“Bu dünyada yaşayanların çeşitli işlerle alâkaları vardır.
Benim bütün yaşayışım boyunca arzu ettiğim şey, gerçek bir dost bulmak olmuştur.”
“Kâfirlerin ileri gelenlerinden nice zalimleri ve kahraman geçinenleri bir kılıç darbesiyle ikiye ayırdım.”
“Kureyş kabilesi devamlı olarak benim öldürülmemi temenni etmektedir.
Allah'a yemin ederim ki onlar bu arzularına kavuşmayacaklardır.”
“DüşmanIarım benim ölümümü temenni ettiler. Halbuki böyle bir düşünce sakattır.
Çünkü bu, öyle umumî bir yoldur ki benim tek başına orada bulunmam mümkün değildir. Ölüm herkese mahsustur.”
“Benim kılıç darbelerime kalkan ve miğferler dayanmazlar. Ben ve hicret etmiş olanlar Rasûlullâh birlikte savaşmaktayız.”
“Daima zaferler elde eden Aliyyim. Bahadırlık ve kahramanlıkta bütün cihanı ismim kaplamıştır.”
“Eğer ölmezsem Allah’a söz veririm, öyle bir savaş yapacağım ki izi ve nişanı kaybolmadan meclisler de ve sohbet toplantılarında dâima anılsın.”
“Eğer sağ kalmayıp ölürsem o hâinler, bozdukları söz ve antlaşmalarından dolayı zilletli ve rezaletli bir hayata dûçâr olacaklardır.”
“Ben öyle cesur bir insanım ki annem benim adımı arslan anlamına gelen Haydar koymuştur.
Harp sanatının arslanıyım ki, kimse benimle boy ölçüşemez.”
“Pazuları güçlü, boynu kalın bir aslan gibiyim. Savaş esnasında korkudan dolayı kimse benim yüzüme bakamaz.
Hiç kimseden çekindiğim yoktur.” “Korku ve savaş gününde sana zırh ve miğfer kâfi gelir.
Dünya seni hem güldürür ve hem de-ağlatır.”
“Size öyle bir ölüm ölçeğini sunayım ki kılıcım iki omuzunuzun arasını birbirinden ayırsın.”
“Bana muhâlefet ederek ayrı bir yol tutanlar, bana zarar veremezler.
Benden önceki bir kimsenin ölümü, dünyada kalmamı gerektirmez. Ben de çok geçmeden öleceğim.”
“Hak yolunu bırakıp batıl düşünceler peşinde koşanlar, henüz tam anlamıyla vücudu gelişmemiş bir soylu çocuğun darbeleriyle yola geleler.”
“Ey küfür üzerinde hayat sürenin oğlu, ben Aliy yim. Askerler benim önümden çil yavrusu gibi kaçarlar.”
“Sizlere darbeleri indiren benim. Yardımcım, darlık anında sığınacağım yegâne sığınağım Cenâb-ı Hakk’tır.
Hicret ve göç O'nadır.” “Ben ve benden önce âhirete giden kişinin dünyadaki durumu şuna benzer ki bir dostunu ziyaret edip geçer veyahut akşamlayıp sabah geldiğinde, yola çıkar.”
“Sabır ve metanette fazlasıyla kuvvetliyim.
Başkalarına bir belâ geldiğinde onların pazularına zayıflık bulaşmasına rağmen benim kuvvetim fazlalaşır.”
“Lisanım, kızgın bir devenin ağzından çıkardığı kırmızı maddeler veya çelikten yapılmış bir kılıç gibi keskindir.”
“Kalbim, insanı hayretler içinde bırakan çeşitli hikmetleri söyler.
Müşkülleri hallettiği gibi inciler saçar.”
“Kureyş kabilesinin kötü niyyetli kimseleri Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme kötülük yapmak istediklerinde Cenâb-ı Hakk, onu kudretiyle koruyup kurtardı.”
“Müşrikler Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme kötülük yapmak maksadıyla harekete geçtiklerinde göç etmek zorunda kaldı. Ben onun yatağında yatarak nefsimi ölüm ve esarete alıştırmağa ve kabul etmeğe razı ettim.”
“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem geceleyin mağarada yattığında Allah'ın yardım ve korumasıyla her türlü tehlikeden emin oldu.”
“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem orada üç gün ikamet ettikten sonra devesinin yularını salarak Medine’ye doğru yola çıktı.” “Bu hizmeti Allah’ın dinine yardım etmek maksadıyla yaptım.
Böyle bir tavır ve hareket, mezara, girip başımın altına taştan bir yastık konuluncaya kadar devam edecektir.
“Çocuklara küçükken söylediğim Sözleri, bir musibet ve belâya uğradığımda söylemedim.
Ah çekip şikâyette bulunmadım.”
“Ben o vakit çocukların hallerine üzülürüm ki babaları âhiret âlemine göçmüş, seferde ve hazerde onların sıkıntılarını tekeffül edecek ve karşılayacak kimseleri bulunmasın.”
“Birçok uygunsuz işler vardır ki onları görmezlikten gelip geçerim.
Aslında görmezlikten gelmeyip onların üstesinden gelmeğe gücüm vardır.
Fakat İslâmî hamiyyetim bu şekilde hareket etmemi gerektiriyor.”
“Çok kimseler vardır ki gözlerini kaparlar, onların bu hallerini bilmeyenler kör zannederler.
Oysaki insan gördüğü halde bazı işlerin maslahatı için görmezlikten gelir.”
“Ben nice şeyleri söylemeğe muktedir iken nefsimi zaptedip söylemem.
Oysaki beni söylemekten alıkoyacak veya söylemeğe mecbur edecek bir kimse yoktur.”
“İnsanların davranış ve huylarından haberdar iken, nefsimi zorlayarak ve gücümü kullanarak sabretmeğe çalışıyorum.”
“Temiz kalpli ve saf inançlı olan müminler cehenneme girmezler.
Akıllı -olan insanlar, kaderi zorla mağa çalışmazlar.”
“Acı durumlar ve uygun olmayan işler karşısında istemeyerek sabrettim.
Suyun akıp gitmesi ve geriye bir kısmının kalması gibi hilâfet müddetim az kaldı.”
“Allah’ın yardımını gözleriyle gördüler. Peygamberin yakın arkadaşlarının kurtuluşa erdiğini müşahede ettiler.”
“Ben Eğrilmeyen kılıç sahibi, Aliyyü’l-Murtaza’yım.
Kıyamet gününde Kevser havuzunun sahibiyim.”
“Kendi sarığını başıma giydirip beni taltif eden Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, kardeşi olduğum bana demiştir ki,”
“Sen benim kardeşimsin ey keramet kaynağı. Benden sonra kendisine uyulacak senden başkası kim olabilir?”
“Allah, o güzel yüzlü şehitlerin mükâfatını versen ki onların rehberi ve önde geleni Haşim'dir.”
“Dine aykırı öyle uygunsuz işler gördüm ki Allah’a iftiradan başka bir şey değildi.Bunlar saçları beyalatacak cinstendi.”
“Kulağa çalınan, sözler ve dünyayı karartan durumların bir tekini o seçkin Peygamber duymuş olsaydı, razı olmazdı.”
“Her isteyene malımı bahşedeceğim, ister borç olsun, isterse üzerime farz olan, zekât olsun, malımı vakfedeceğim.”
“Adalet ve hakkaniyet ehli olanlar bilirler ki, ben hiç bir zaman Hak'tan yüz çevirmedim. Çünkü ona inancım vardır.”
“Cenâb-ı Hakk’ın verdiği rızka kanaat getirmişiz. Bize ilim ve irfan verdi, düşmanlarımıza ise mal ve mülk vermiştir.”
“İnsanların bana yapmış oldukları iyiliği başa kakmaları ve minnet etmeleri, dağlardan taşıyacağım taşlardan daha ağır gelir.” “İnsanlar bana diyorlar ki çalışmak ayıptır. Ben de onlara derim ki, insanın başkasından bir şey istemesi kadar ayıp ve utanç verici bir şey yoktur.”
“Ben, baştanbaşa minnet ve başa kakma ile dolu olan bir dünyayı kabul etmem.
Ben hiç bir zaman kıymetli olan mertebeyi zilletle islemem.”
“Öyle bir insanım ki yapmış olduğum izzet ve ikrâmlar bana veraset yoluyla ecdadımdan geçmiş tir.”
“Bir hayır islediğim zaman onun arkasından başka hayırlar da işlerim.
İnsanlar istemeseler de ben böyle bir yol izlerim.”
“Fakir olan bir kimse bana arkadaş olduğu zaman ben ona istediği kadar azık verir ve onu doyururum.”
“Bir sıkıntıyı gidermek için beni davet ettiklerinde sıkıntıyı gidermeğe çalışırım.
Bir haksızlık yapmak için çağırdıklarında onların davetlerine icabet etmem.”
“Birisi benden bir yardım istese, parlayan ve hızla yol alıp giden yıldız gibi onun yardımına koşarım.”
“Ben, konu-komşumu kendi ailemin fertleri gibi sayarım. Çünkü müslümanlar kendi evlerini beni tercih ederek evimin yanına yapmışlardır.”
“Akıllı ve tedbirlik bir insan olduğumu görmez misin? Nâfi’ Mescidinden sonra. Muhayyis ismin deki hapishaneyi inşâ ettim. Böylece emin ve sağlam bir koruma yeri yapmış oldum.”
“Kufe şehrinin sahilleri, ne güzel ve hoş yerlerdir ki kalbe safa bahşetmektedir.
Biz burada ülfet bulmuş ve güzel kokular almışız.”
“Develer, gece olunca eve döner, gündüzün ise otlaklara giderler.
Selâmet içinde bir yakınlık bulup sabah vaktinin nimetlerinden yararlanırlar.”
“Ben öyle bir doğan kuşuyum ki sen benim özelliklerimi bilirsin.
Havada uçan kuşların kol ve kanatları benim korkumdan tir tir titrer.”
“Ben cesur ve kahraman kimselerin çocuğuyum.
Savaş sıkıntılarını çekmişim. İstediğimde insanları yere sererim.”
“Bizim keskin kılıcımız etrafta düşmanlarımızı temizledi.
Cömertliğimiz ise elimizde mal ve mülk bırakmadı.”
“Meliklerin avları tavşan ve tilkilerdir. Ben ata binip ava çıktığımda benimkiler cesur ve kahraman insanlardır.”
“Benim avım savaş meydanlarında ata binmiş kimselerdir.
Ben savaş esnasında düşmanları katleden bir arslanım.” “Düşmanlar üzerindeki darbelerim ve kılıç üstünlüğümden güçlükler hoşnut oldular.
Hastalar da şifâ buldular.” “Göz ucuyla bakan bir arslan gibiyim-Savaş meydanlarında, yatağında kükreyen bir arslandan başkası değilim.”
“Savaş ve kavga ateşi tutuşmaya başlayınca ve bu esnada piyâdeler birbirlerine karışınca benim düşmanım gözlerime bir sinek gibi görünür ve mızrakların sesinden kurtulamaz.”
“Savaş esnasında bir çırpıda yere serici darbe ve hamlelerimi görürler.
Benim kılıcımın şiddetinden ata binmiş olanlar yüzü üzere yere düşerler.”
“Düşmanın başına kılıcı indirdim ve onların kafatasını ikiye ayırdım.
Zülfikârım keskin ve parlak yüzlüdür.” “Kemiklerin cisimden ayrılması gibi o da, darbenin etkisiyle burnu üzerine düşüp yere yıkıldı.”
“Zamanın olaylarını altmış yıl yaşayarak gördüm.
Hayatın acı ve tatlı taraflarını, kolaylık ve güçlüklerini deneyerek geçirdim.”
“Allah'ın bana verdiği nice nimetlerin şükrünü ifâ edemem.
Dilimin ve gücümün yettiği kadar şükrünü yerine getirmeğe çalışsam bile tam anlamıyla bu vazifeyi yapmış olamam.”
“Allah'tan istesem de istemesem de onun fazl ü keremi daima benim yardımcım, O, benim dayanağım ve sığınağımdır.”
“Ey ölüm emrini tebliğ eden melek, dünyada kalmanın mümkün olmadığını biliyorum. Benim de ruhumu al dostların ayrılık üzüntüsünden kurtul muş olayım“
Zamanın olayları ve tecrübeler beni metin ve dayanıklı kıldı.
Bazı şeylerden beni alıkoyanları ben de alıkoydum.”
“Her gördüğüne dostluk ilan edip seninleyim diyenlerle bir ilgim yoktur.
Hiç kimsenin sorusuna cevap vermekten aciz değilim ve başkalarına, müşkülümü-halletmesi için yalvarmam.”
“Zayıf güçlü olmadığımdan dilimin ve kalbimin idareleri elimdedir.
Ben nereye yöneltirsem onlar, da oraya yönelirler. Daima içinde bulunduğum zamanı geçmişle mukayese ederim.”
“Birçok arkadaş, dost ve ahbaba vefâ gösterdim. Vefalı olmak gereken yerde onlardan vefamı esirgemedim.
Fakat onlardan karşılık görmediğim gibi, cefâ ve eziyeti gördüm.”
“Benim maksadım, meclis ve toplantılarda bana sevgi ,göstermeleri, arkamda da beni iyilikle anarak hatırlamalarıdır.”
“Ey gözler, benden uykuyu def edin. Çünkü seher vaktinde insanlar Allah’ı anarak geceyi geçirirler,”
“Ey Ebû Bükre, şunu iyi bil ki yeryüzünde ayakkabılı ve yalın ayak gezenlerin en hayırlısıyım.” ( 7 )
“Hazret-i Peygamber ona uyulması ve onun hakkına riâyet edilmesi Hususunda tavsiyelerde bulundu.
Fazilete sahip bir insan olduğunu pekiştirdi.”
“Onun hakkında kusur ve ihmalde bulunma !,
Hakkını tam anlamıyla ver.
Cenâb-ı Hakk doğru söyle yenlerin en doğrusudur.”
“Ben, Allah'a verdiğim söz üzerine komşumun ırzını ve namusunu muhafaza ederim.
Hatta öksürmek gerekse, onu gizler açığa vurmaktan çekinirim.”
“Hem Allah’ın cezasından korkarım hem de onun affediciliğinden ümit varım.
Şunu çok’ iyi bilirim ki mülkünde istediği gibi tasarruf eden O, adil-i mut laktır.”
“Bütün insanlar dalâlet, inkâr ve şiddetli manevi sıkıntılar içinde iken ben, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemi rasül olarak kabul etmiş ve ona inanmıştım.”
“Benim dinimde şüphe edene hidâyet temenni ederim.
Allah’ım, bana cennet içinde fazl ve kere minle yaşamayı nasib et.”
“Şeriki ve ortağı olmayan o Allah'a şükürler olsun ki kullarına dâima merhamet etmiştir.
Sonu olmayan ve Bâki kalandır.”
“Eğer bana azap ederse ben bu azaba müstahak olduğum içindir,
Eğer affederse onun fazl ü ke remindendir.”
“Ey Allah tarafından şahid kılınmış Peygamber, benim dinim, o seçkin ve üstün peygamberin dini olduğuna ve müslümân olduğuma dair Allah için şehâdette bulunur musun.”
İlâhi sen bizleri Al-i Beytinin yolundan ayırma.
Efendimiz Hazreti Muhammed (sallalahu aleyhi ve alihi ve sellem )’e lâyık ümmet eyle, yolunda daim ve kaim eyle.
O’nun ahlâkıyla ahlakımızı tezyin eyle, sevgisine lâyık eyle.
İlâhî bu sevgiye kavuşamadıysak kavuşabilmemizi.
Kavuştu isek bu sevgiyi koruyabilmemiz için, yer yüzünde İlâhî sevginin yansıdığı odak olarak yaratılan
“Rahmeten li’l-Âlemin” olan Efendimiz ,Resul-i Ekrem (sallalahu aleyhi ve alihi ve sellem)’i ve Ehl-i Beyt’ini ve Ashabını sevmemizi, onların sevgi dairesine girebilmemizi ve onların yolunda onlarla aynileşmeyi nasip eyle.
Bu uğurda şüheda-i Kerbela’ya verdiğin ecir ve fazileti ve şehadeti bizlere de lütfeyle. Kıyamet günü birlikte efendimizin sancağı altında haşr eyle . Amin.
Dua eder dualarınızı bekleriz.
Cesim ZEYDANLI –03-01-2026 ANKARA
ULUSLARARASI EHL-İ BEYT ARAŞTIRMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL BAŞKANI
Kaynaklar:
1-(Hz. Ali’nin (a.s) Allah’ın ev Kâbe’de dünya gelişi mütevatir ve kesin bir tarihi hakikattir. Hz. Ali’den (a.s) başkasının Kâbe’nin içinde dünyaya gelmediği konusunda da ittifak vardır. Bu konudaki Şii- Sünni kaynakları şunları yazmaktadır.)
(Şeyh Müfid: Ebi Abdillah Muhammed b. Numan Ekberi el-Bağdadi [ö.413 H] el-İrşad Fi Marifeti Hucecillahi Alel İbad c.1. s.5 Tahkik: Müessesetu Alil beyt [a.s] Li Tahkiki’t-Turas. Yayıncı: Darul Müfid Lit-tibaeti Ven-Neşru ve Tavzii: Beyrut-İkinci Baskı 1414 H. 1993 M.)
Ehli sünnet Kaynaklarında Hz. Ali’nin Kâbe’de Dünyaya Gelişi Konusunda Kaynaklar
Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’de dünyaya gelişi Ehli sünnet açısından da inkar edilmez bir tarihi gerçektir. Hatta bazı Ehli sünnet âlimleri bu konunun mütevatir olduğunu iddia etmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:
-Hâkimi Nişaburi (405.H)
“Fatıma b. Esed’in Emirül müminin Ali’yi (k.v.) Kâbe’nin içinde dünyaya getirdiği konusunda tevatür haddinde hadisler nakledilmiştir.”
(Nişaburi; Muhammed b. Ebu Abdullah el-Hâkim (Ö.405 H) el-Müstedreku Ale’s-Sahiheyn c.3. s.550. Tahkik: Mustafa Abdülkadir Ata. Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı 1411:H-1990 M)
Hâkim Nişaburi Tercümesinde
Zehebi bu konuyla ilgili olarak şöyle yazıyor: “Hâkim, büyük bir hafız ve aynı zamanda muhaddislerin öncüsüdür. Daru Kutni’nin onunla hoş bir münazarası vardır. O, güvenilir ve derin bilgi sahibidir. Tasnifatı ve eserleri 500 cilde ulaşmıştır.”
(Zehebi; Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman: Tezkiratul Havas c.3.s.2039-1040-Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı)
Suyuti şöyle yazıyor: “Hâkim, büyük hafız ve muhaddislerin öncüsüdür… O, kendi zamanında hadis ilminin öncüsü sayılırdı ve bu alanda ehil, güvenilir ve sağlam bir muhaddisti.”
(Suyuti; Celaluddin Abdurrahman b. Ebibekr (ö.911.H) Tabakatul Huffaz c.1. s.410-411 Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı 1403.H)
Ebu İshak Şirazi Hâkim’i şu cümlelerle tanıtıyor: “Müstedrekus Sahiheyn, Tarihu Nişabur ve Fezailu’ş-Şafii adlı eserlerin sahibi ve Hâkim olarak tanınan Muhammed b. Abdullah b. Muhammed Nişaburi yüksek makam sahibi ve güvenilir bir fakih ve hafızdı. Küçük yaşlarında ilim tahsiline başlayan Hâkim iki kez Hicaz ve Irak’a yolculuk etti. Birçok kişiden rivayetler nakletmiştir… Beyhaki gibi büyük âlimler ondan ilim öğrendiler. Abdulgaffar şöyle diyor: Hâkim kendi zamanının hadis büyüklerindendi. Evi dürüstlük ve takva eviydi. Kendi döneminin büyüklerinden olan Ebubekr Sayği sürekli Hâkim’in yanındaydı, ravilerin Cerh ve Tadilinde (şerhi hallerinde) ona müracaat ederdi.”
(Şirazi; İbrahim b. Ali b. Yusuf Ebu ishak (Ö.476.H) Tabakatul Fukaha c.1.s.222 Tahkik: Halil Mis- Yayıncı: Darul Kalem-Beyrut)
2-(Tirmizi, Menakıb, 19; İbn Mace, Mukaddime, 11; İbn Hanbel, 1/84,118, 119)
3-(Buhari Fedail :19 ,Tirmizi Menakıb:20)
4-(Fahreddin Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, trc. Suat Yıldırım ve dğr.), II, 297)
5-(Tirmizi, Menâkıb, 20; Hakim, Müstedrek, H.No: 4612, 4613, 4614; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, H.No: 10898)
6 -Sıbteyn: İki torun anlamına gelen bir kelimedir. Bu beyitte geçen Ebu’s-Sibteyn’den maksat, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin torunu olmaları ve onların babasının da Hazret-i Ali olmasıdır.
7- ( Ebû Bükre,sahâbilerden Nafi ibni el-Haris ibni Kel de’nin künyesidir. Bu şiir ona hitaben söylenmiştir.)
8- (Hz.Ali (a.s.)'ın anlatımı; Şerif Murtaza namlı Ebu’l-Kasım Ali bin Tahir'in derlediği ve Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük bilginlerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadeddin’in manzum olarak tercüme edip açıkladığı “Hazret-i Ali Divanı ve Açıklaması” ndan hazırlanmıştır.
Not. Kaynak gösterilmeden izinsiz kullanılamaz. :5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser sahibi, telif hakkı kapsamında; manevi ve mali haklara sahiptir
